PROGRAMLAR

Londra

Londra Tarihi

Birleşik Kralık dört devletten meydana gelmiştir. Galler, İngiltere, İskoçya ve Kuzey İrlanda. Londra, İngiltere’nin ve Birleşik Krallık’ların başkentidir. Londra dünyanın en eski şehirlerinden birisi olmakla bereber yaklaşık 8 milyon nüfusa sahiptir. Kozmopolit bir şehir olmasından dolayı 300 den fazla dil konuşulmaktadır. Londra kültürel ve tarihi zenginliğiyle ünlü bir şehirdir. Londra’nın zengin tarihi, dikkati çeken mimarisi ve 200'ün üzerinde müzesi ile dünyanın heryerinden ziyaret alır.

Ulaşım

Londra’da 5 adet havaalanı bulunmaktadır. En büyüğü Heathrow olmak üzere diğerleri Gatwick, Stansted, Luton ve London City Havaalanları’dır. Londra'ya giden öğrencilerimiz havaalanı transferi hizmetimizden yararlanmak istemedikleri takdirde Heathrow Uluslararası Havaalanı şehir merkezine 24 kilometre uzaklıktadır(ortalama 45 dakika) ve şehir merkezinden metroyla 15 dakikalık mesafededir. Gatwick 60 dk ve Stansted 50 dk uzakliktadir. Londra Metrosu dünyanın en eski metrosudur. 1863 yılında ‘Metropolitan Railway’ ismi ile açılmıştır.

Londra dünyada en çok toplu taşıma araçlarının kullanıldığı ve en uzun demiryolu-metro hattına sahip şehirdir. İstanbul'nın yaklaşık üç katıdır. Ancak aynı zamanda dünyanın en pahalı toplu taşıma sistemine sahiptir. Toplu taşıma hizmeti veren kuruluşlar, pasolar, seyahat kartları ve çeşitli indirimler ile kullanıcılarına geniş hizmet olanakları sunmaktadır. Bazı bölgelerde; otobüs, tren, feribot ve metrolar aktarmalı olarak kullanıldıklarında çeşitli indirimler söz konusudur.

Londra’da Yemek Kültürü

İngiltere yemek konusunda çok iyi bir ülke olmamakla birlikte Fish&Chip ve Steak (Biftek) ‘lerin tadlarına bakmanızı kesinlikle tavsiye ederiz. Kozmopolit bir şehir olmasından dolayı bir çok farklı lezzeti tatmanız ve bu lezzetleri sunan restoranları görmeniz mümkündür. Şehrin her yerinde Çin, Hindistan, Japonya, Güney Amerika, Türkiye, Afrika ve daha birçok ülkenin restoranlarını görebilirsiniz.

Londra’nın ünlü caddeleri:

Oxford Street ve Regent Street dünyanın en meşhur alışveriş caddeleri arasındadır. Tottenham Court Road’da genellikle teknolojik ve elektoronik ürünler bulabileceğiniz mağazalarla dolu bir sokaktır. High Street’in bulunduğu Camden Town, Londra’nın pahalı alışveriş mağazaları arasında size ucuz alışveriş imkanı sunar. Bond Street ve Oxford Street’in bazı bölümlerinde pahalı ve ünlü butikler bulunur.

Bavulumuzda neler olmalı:

Öncelikle yaz aylarıda olsa İngiltere’nin havasının genellikle kapalı ve yağmurlu olmasından dolayı yağmurluk ve su geçirmeyen ayakkabılarınızı yanınıza almanızı kesinlikle tavsiye ediyoruz. İngiltere’deki prizler üç girişli olduğundan gitmeden önce bir adet dönüştürücü almanız işlerinizi kolaylaştıracaktır. Yanınızda resmi işlemler için vesikalık fotograf bulundurun. Sporla uğraşıyorsanız veya müzik aleti çalıyorsanız yanınızda ekipmanlarınızı götürebilirsiniz.

Telefon:

Cep telefonu ile görüşme yapabilmeniz için Londra’daki GSM operatörelerinden birini alıp kullanabilirsiniz. Türkiye’de kullandığınız hattınızı İngiltere’de kullanmamanız tavsiye edilir. İngiltere’den Türkiye’yi aramak için telefon kodu 0090XXXXXXX. Türkiye’deki yakınlarınla iletişim kurmak için sizin aramanız daha hesaplı olacaktır.

Görülmesi gereken yerler :

Buckingham Sarayı

1702 senesinde Buckingham Dükü’nün Londra’daki malikânesi olması için inşa edilmiştir. Londra’ya adeta mührünü vuran ünlü mimar John Nash, IV. George için 1820-1830 seneleri arasında malikâneyi saraya dönüştürmüştür. Ancak hem IV. George’un hem de erkek kardeşi IV. Günümüzde Kraliçe’nin evi ve ofisi olarak kullanılan Buckingham Sarayı, 1993 senesinde ilk defa halkın ziyaretine açılmıştır. Konuk devlet başkanları için verilen ziyafetler ve bazı devlet törenlerinin de düzenlendiği sarayda Kraliçe’nin paha biçilmez resim koleksiyonu da yer almaktadır.


775 odası bulunan sarayın, kraliçeye ait olan özel odalar dışında kraliyet vaftizlerinin gerçekleştirildiği Müzik Odası ve nişan törenlerinin gerçekleştirildiği Balo Salonu, en dikkat çeken yerleridir.

Ziyaretiniz esnasında Kraliçe’nin sarayda olup olmadığını merak ediyorsanız, başınızı biraz yukarı kaldırıp Kraliyet Sancağı'na bakmanızı tavsiye ederiz. Zira Kraliçe sarayda ise bayrak gökyüzünde dalgalanmaktadır.

Sarayın en ilgi çekiçi tarafı, şüphesiz Muhafız Değişim Töreni'dir. Yaz aylarında her gün saat 11:30’da renkli bir törenle nöbet değiştiren askerleri izlemek için bir saat önceden orada olmanızı tavsiye ederiz.

Eğer albümünüzde bir saray muhafızıyla çekilmiş resminiz olsun isterseniz bunun için görevli muhafızlar olduğunu bilmeniz iyi olacaktır; sarayın avlusunu geçince köşeden sola dönün ve görevi sizinle resim çektirmek olan muhafızın yanında yerinizi alın.



Parlamento Binası

1512’den beri Parlamento Binaları’nın Lordlar ve Avam Kamarası kanatlarına ev sahipliği yapmaktadır. Avam Kamarası, Parlamento’daki partilerin seçimle gelen üyelerinden oluşur. En fazla üyeye sahip olan parti, hükümet; parti başkanı da Başbakan olur. Lordlar Kamarası’nda ise Kraliçe, resmi Parlamento Açılışı’nda bu salondaki tahttan hükümet planlarını içeren bir konuşma yapar. Parlamento Binası’nın en dikkat çekici bölümü, 1097 senesinden günümüze kadar kalan tek bölüm olan Westminster Sarayı’dır. Sarayın tavanındaki oyma ahşaptan yapılan tavanı 14. yüzyıldan kalmıştır.

Parlamento Binası’nı ziyarete gelen turistler, sadece yaz aylarında binayı gezebilmektedirler. Ancak eğer İngiliz vatandaşı iseniz Avam Kamarası’ndaki yasa önerilerini dahi izleme olanağınız bulunuyor.



Big Ben

Parlamento Binası’nın önünde 106 metre yüksekliğinde kulenin tepesindeki dört cepheli dünyaca ünlü saat; Big Ben olarak bilinse de aslında Big Ben, saat başı sesi duyulan 14 tonluk çanın adıdır.

1859 Mayıs’ındaki ilk kuruluşundan bu yana hiç aksatmadan doğru zamanı gösteren saat, İngiltere’nin dünya çapında simgesi hâline gelmiştir.


İngiltere halkı arasında yapılan araştırmaya göre İngilizler Big Ben’i İngiltere'nin en önemli simgesi olarak görmektedirler. Bu saat kulesi Westmnister tube istasyonundan çıktığınız anda tam karşınızda durmaktadır. Thames Irmağı'nın hemen kenarında bulunan Big Ben, Westminister sarayının hemen yanında bulunmaktadır. Burayı görmeden dönen birisi Londra'ya gitmiş sayılmaz.



London Eye

Merlin Entertainments London Eye (bilinen kısaltması ile London Eye ya da Millenium Jant olarak da bilinir), 135 metre yükseklikte, Avrupa'da bilinen en yüksek dönme dolaptır. Birleşik Krallık'ın en popüler turistik mekanı olmak üzere yılda üç milyona yakın turist ziyaret eder. Tasarımı David Marks, Julia Barfield, Malcolm Cook, Mark Sparrowhawk, Steven Chiltonve ve Nic Bailey tarafından yapılmıştır.



Londra Kulesi – Tower of London

Dokuz yüz yıllık geçmişi ile Thames Nehri kenarında bulunan Londra Kulesi, şehrin en eski ve korku salan yapılarından biridir.

Tarihi boyunca Kraliyet Ailesi’nin mücevherlerinin saklandığı bu kule, hapishane ve cephanelik olarak da kullanılmıştır. Monarşiye karşı gelen kişiler buraya kapatılır ve tutuklular burada idam edilirdi.


Londra Kulesi’yle özdeşleşen bir efsaneye göre; buraya gelen büyük siyah kuzgunlar, Kule’yi terk ettikleri takdirde krallığın yıkılacağına dair bir inanış vardır. Aslında, kuzgunların tek kanatları bedenlerine tutturulmuş ve böylece uçmaları imkânsız kılınmıştır. Burada ölen kuzgunların anısını yaşatmak için dikilen anıt, oldukça ilgi çekicidir.



Kule Köprüsü – Tower Bridge

Muhteşem bir şehir manzarası sunan ve Londra’ya kadar gidip “görmeden dönme” listenize ekleyeceğiniz başka bir yer de Tower Bridge ' dir.

1894 senesinde inşa edilen Tower Bridge, aynı zamanda Victoria Dönemi’nin süslü bir örneğidir.

Sivri tepeli kuleleri birbirine bağlayan platform, büyük gemilerin geçişi için yolun kaldırılmasını sağlayan mekanizmayı destekler. Bu yönü ile İstanbul’daki Galata Köprüsü’ne benzeyen köprünün mekanizması, 1976 senesine kadar buharla çalışmaktaydı. Günümüzde ise mekanizma elektrikle işlemeye başlamıştır.

Köprünün üzerinden muhteşem şehir manzarasını izlerken köprünün tarihini anlatan fotoğraf sergisini de görebilirsiniz. Köprüye ilişkin daha fazla bilgi almak isteyenler için ise “Kule Köprüsü Deneyimi” adlı interaktif bir gösteri yapılmaktadır. Gösteride köprünün tarihi canlandırılmakta ve köprünün kaldırılmasını sağlayan buharlı motora yakından bakılabilmektedir.



Westminster Abbey

Kraliyet ailesi üyelerinin mezarlarının bulunduğu ve taç giyme törenleri gibi önemli tarihi olayların gerçekleştirildiği bir kilise olan Westminster Manastır Kilisesi, ortaçağ mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.

Hem ulusal bir kilise hem de ulusal bir müze olmasının yanı sıra dünyanın en etkileyici mezar ve anıtlarına sahiptir. Taç giyme töreninde kullanılan taht ve İngiliz Kralları'nın mezarlarının bulunduğu St. Edward Şapeli en çok ziyaret edilen bölümlerinden biridir.


Westmnister Abbey İngiltere nin en meşhur kilisesidir. Bir çok bilim adamının mezarları da bu kilisenin içinde yer almaktadır. Bu bilim adamlarından en bilinenleri Isaac Newton ve Charles Darwin'dir. İngiltere Kraliyet Ailesi'nden Prens William ile Kate Middleton’un düğünleri burada yapılmıştır.



St. Paul Katedrali

Ortaçağdan kalma St. Paul Katedrali, 1666 senesindeki Büyük Yangın’dan sonra harabeye dönüşmüştür. Kilisenin tekrar inşa edilmesi için o zamanın ünlü mimarı Wren’e başvuran yetkililer, tutucu Başrahip’in direnişi nedeniyle ilk planı uygulatamamışlardır. Günümüzdeki St. Paul Katedrali’nin ihtişamı, 1675’te daha ılımlı hâle getirilen ikinci modeldir.

Katedrali ziyaret ettiğinizde dikkatinizi çekecek en önemli unsur, mekânın harika bir düzene sahip olmasıdır. Koro mahallînin planını, ortaçağ katedrallerindeki gibi bir haç oluşturur.


110 metre yüksekliği ile Roma’daki St. Peter Kilisesi'nden sonra dünyanın ikinci büyük kubbesine sahip olan katedralin kubbesindeki kule feneri 850 ton ağırlığındadır. Katedralin güney koridorundan ilerlediğinizde 259 basamak tırmanarak “Fısıltı Galerisi”nin muhteşem akustiğini dinleyebilirsiniz. Buradaki en küçük fısıltı bile kubbe içerisinde yankılanır.

Döneminin en iyi ustalarının yardımı ile büyük törenlere uygun bir ortam hazırlayan ihtişamlı iç mekânda; Winston Churchill’in cenaze töreni ve Prens Charles ile Lady Diana’nın düğünleri yapılmıştır.



British Museum

Kuruluşu 1753 senesine dayanan İngiltere Müzesi, dünyanın en eski müzelerinden biridir. Zengin el işi sanat eserleri koleksiyonunu Sir Hans Sloane başlatmıştır. Yıllar içinde satın alınan ve hediye edilen eserlerle büyüyen müze, dünyanın her köşesinden gelen parçalarla doludur.

4 km uzunluğundaki 94 galeride, iki milyon yıllık dünya ve medeniyet tarihi sergilenmektedir.


Tarih öncesi ve Roma Britanyası’ndan kalma bronz miğfer, Ortaçağ’da Angola-Sakson Kralı’yla gömülen büyüleyici hazineden kalma, altın ve lâl taşından oluşan mücevher, Eski Mısır heykelleri, Çin koleksiyonları ve özellikle porselenler, İslam sanatı eserleri ve Budist tapınağı rölyefleri en dikkat çeken parçalardır.

 

Madam Tussaud’s Müzesi ve Gökevi

Dünyanın başka neresinde Lenin, Shakespeare ve ATATÜRK böyle yan yana bulunabilirdi ki? Eğer Madam Tussaud’s Müzesi’nde iseniz; politikacılardan sinema ve televizyon oyuncularına, sporculardan dünya liderlerine kadar önemli isimlerin balmumu heykellerini bir arada görmeniz mümkün.

Madam Tussaud’s heykel yapma kariyerine, Fransız Devrimi’nin tanınmış kurbanlarının masklarını yaparak başlamıştır ve ilk sergisini 1835’te açmıştır. Madam Tussauds’un en tanınmış bölümü, “Dehşet Salonu”dur. Karın deşen Jack ve birer katil olan Dr. Crippen ile Ethelle Neve’i Victoria Dönemi’nin karanlık bir sokağında gösteren ürpertici bir bölümdür.

“Londra’nın Ruhu” isimli sergide ise ziyaretçiler stilize edilmiş bir Londra taksisiyle 1666’daki Büyük Yangın’a yolculuk ederler.

Müzenin hemen yanında ise Gökevi bulunmaktadır. Burada göz alıcı bir yıldız gösterisiyle, güneş sisteminin ve gezegenlerin gizemi keşfedilir.




National Gallery

Sürekli sergilenen 2200’den fazla tablosu ile Londra’nın en önemli müzesidir. 1824’te Kral IV. George; hükümeti, 38 parçalık bir koleksiyonu almaya ikna etmiş ve bu da ulusal koleksiyonun başlangıcı olmuştur. Yıllar geçtikçe zengin yardımseverlerden gelen bağışlarla koleksiyon genişlemiştir.

Erken Italyan Rönesansı ve 17. yüzyıl İspanyol tabloları ile ön plana çıkan Ulusal Galeri’de Leonardo Da Vinci’nin “Kara kalem” ve Piero della Francesca’nın “Hz. İsa’nın Vaftizi” tabloları oldukça dikkat çekmektedir.


13. yüzyıldan günümüze kadar tabloların sergilendiği müzede tabloların kronolojik sıra ile sergileniyor olması, ziyaretiniz açısından oldukça kolaylık sağlayacaktır.

 

Covent Garden

Londra'da gezilecek yerler arasında mutlaka uğranılması gereken bir diğer yer Covent Garden’dır. Covent Garden’a , Leicester Square’den 10 dakikalık bir yürüyüş sonucunda yada metroya binerek Covent Garden istasyonunda inerek ulaşabilrsiniz. Covent Garden, da metro istasyonundan çıktığınız anda karşınızda çeşitli kılıklara girmiş olan göstericiler göreceksiniz. Burada dakikalarca hiç hareket etmeyen sadece önüne koymuş olduğu şapkaya para atınca hareket eden ve yine para atınca kendileriyle fotoğraf çekilmesine izin veren 3-4 tane göstericiyi izleyen bir kalabalık vardır.


Covent Garden çok eğlenceli bir yerdir.Kemanıyla gelenden, bisikletiyle gelene, Charlie Chaplin kılığına girmiş birisinden, akrobasi gösterileri yapanlara kadar Covent Garden’ın her köşesinde ayrı bir etkinlik mevcuttur. Bu gösterilerden birkaçına takılınca Covent Garden da vaktin nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz. Alışveriş ve yeme içme mekanları da oldukça fazladır. Her yerde elinde fotoğraf makinesiyle fotoğraf çeken turistler vardır. Londra’da gezilecek yerler arasında ilk sıralarda yer alan Covent Garden da alışveriş bir pahalıdır. Burada ki dükkanlar, mağazalar genel olarak turistlere hitap ettiği için fiyatlar Londra'nın diğer yerlerine göre daha pahalıdır. Covent Garden’a uğramadan Londra gezinizi bitirmeyin.

 

Trafalgar Meydanı

Günün her saatinde, hava nasıl olursa olsun, hep cıvıl cıvıl, Londra’nın ikonu sayılabilecek, turistlerin en gözde yerlerinden biridir Trafalgar Meydanı.

Meydandaki 50 m yüksekliğindeki sütun, 1805’de Napolyon’la İngilizler arasındaki Trafalgar Savaşı’nda ölen İngiliz denizci Amiral Lord Nelson adına 1843 senesinde yaptırılmıştır. Sonraki yıllarda nöbetçi olarak sütunun etrafına 4 aslan heykeli yerleştirilmiştir.

Büyük mitingler ve yılbaşı eğlenceleri için de oldukça popüler olan meydana giderken, güvercinleri besleyebileceğiniz yiyecek bir şeyler getirmeyi unutmayın.



Soho Meydanı

Popüler mekânlardan biri olan Soho Meydanı’nda dikkatinizi çekecek ilk şey burada bulunan gençlerin görüntüsü olacaktır. Soho’da kendinizi 1960’lar Londra’sındaki hippi’lerin arasına gelmiş gibi hissetmemeniz kaçınılmaz. Soho’nun ana caddesi olan Old Compton Caddesi’nde bulunan mağaza ve restoranlar burada yaşayan pek çok ünlü ressam ve yazarın da uğrak yeri olmuştur. Soho’da birçok başarılı müzikale ev sahipliği yapan Palace Theatre’da mutaka bir performans izlemenizi tavsiye ederiz.

Notting Hill

Londra’nın batısında, Avrupa’nın en büyük sokak karnavalının düzenlendiği bu bölge 19. yüzyıla kadar çiftlik arazileriyle kaplıydı. 1950’li yıllarda Karayipliler’in bölgeye yerleşmesiyle göçmenlerin merkezi haline gelen Notting Hill, günümüzde Rio’dan sonra dünyanın ikinci büyük karnavalına ev sahipliği yapmaktadır.

Ağustos ayının son haftasında düzenlenen Notting Hill karnavalı ile kostümlü sokak gösterilerine ev sahipliği yapan Notting Hill’de bulunan Portobello Çarşısı turistlerin gözde yeridir. Envai çeşit antika, mücevher ve hediyelik eşyayı burada bulabilirsiniz. Alışveriş yapmayacaksanız bile kafe ve restoranlarında yorgunluğunuzu atarak, renkli kalabalığın arasında Londra’da olmanın tadını çıkarın.

Bir hatırlatma: 1999 senesinde başrollerini Julia Robert’s ve Hugh Grant’in paylaştığı Notting Hill filmi burada çekilmiş ve bölgeye olan ilgiyi oldukça artırmıştır.

 

Hyde Park

Dünyaca meşhur Londra'nın ortasında bulunan enfes bir parktır. Bir ucundan diğer ucunun gözükmediği içinde sincapların dolaştığı, piknik yapanların, güneşlenenlerin, atlayanların, zıplayanların, hoplayanların bulunduğu devasa büyüklükte bir yeşil alandır. New York taki Central Park ile yarışır bir şöhrete sahiptir. Yaz aylarında dünyanın en meşhur şarkıcıları burada konserler verirler. Festivaller düzenlenir. Park işte görsemde olur görmesemde demeyin. Londra'da görülmesi gereken yerlerin başındadır.Buraya gitmek içinde yine tube la Hyde Park istasyonuna gitmeniz yeterli olacaktır.


Yazdığım bütün bu yerlerin arası tube ile sadece 3-5 durak mesafededir. Hepsi birbirlerine çok yakındır. Londra'da Hyde Park dışında St James Park ve Regent’s Park adında parklarda bulunmaktadır. Buralar da şehir merkezinde diyebileceğimiz yerlerdedir.

 

Thames Nehri

Londra’yı görmenin en ilginç yollarından biridir tekne üzerinde Thames Nehri’ni gezmek. Süreleri 30 dakikadan 4 saate kadar değişen tekne turları ile Parlamento Binaları’ndan Westminster Sarayı’na kadar şehrin pek çok önemli turistik yerlerinden geçerek muhteşem bir şehir manzarası izleyebilirsiniz.

Westminster İskelesi’nden, Kule Köprüsü’nden veya nehrin güney kıyısında yer alan Waterloo’da bulunan tur firmaları ile bu muhteşem seyre başlayabilirsiniz.

ANLAŞMALI OKULLARIMIZ